Taocu Nasreddin Hoca
Dünya üzerindeki yüzlerce ülke, binlerce dil ve farklı kültüre bakınca; aynı kaynaktan başlayan yaşamın bizi nasıl böyle farkılaştırabildiğine şaşmamak elde değil.
Ama bazen de öyle şeylerle karşılaşıyoruz ki, tam aksine ne kadar farklı görünürsek görünelim, bir ağacın farklı dalları gibi aynı gövdenin uzantıları olduğumuzu anlıyoruz.
1990 lı yılların başında, mistik arayışların peşinde Uzakdoğu’ya bir seyahat yapmıştım. O dönemlerde, Lao Tzu’nun ölümsüz eseri Tao Te Ching dolaysı ile Taocu Kültür’e meraklıydım.
Tao, Konfiçyus ile Buda’nın arasında bir yerlerde…
Yaklaşık 2.000 yıl önce Çin’de başlayan Taoculuk akımı, Çinde Kültür Devrimi döneminde bütün dinlere karşı yürütülen kampanya sırasında yasaklanmış olsa da, daha sonra devletin resmi olarak kabul ettiği 5 din arasında yer almıştır. Bugün dünyada kendini Taocu olarak adlandıran ve çoğunluğu Asya’da yaşayan 20 ila 50 milyon arasında insan olduğu sanılmaktadır.
Taoculuk aslınca hiçbir zaman birleşik bir çatı altında kurumsal bir din gibi örgütlenmemiştir. Bu yüzden O’nu Felsefi, Dini ve Pratik Yaşama dair açılımları olan bir öğretiler bütünü olarak tanımlamak çok daha doğru olur. Bir cümle ile özetlemek gerekirse; Taoculuk insana “kendini yaşamın akışına bırakmayı” öğütler..
Taoculuğun kadim eserleri Lao Tzu, Chang Tzu ve Sun Tzu olmak üzere Çinli Bilgeler tarafından yazılmış olup günümüze kadar ulaşmıştır. Batı Dünyasında Dr Alan Watts, ülkemizde ise İlhan Güngören eserleri ile Taoculuğun tanınmasına önemli katkı sağlamışlardır.
Taoculuğu bir yaşam felsefesi olmasının yanı sıra, aynı zamanda bir sağlıklı yaşam pratiğine çeviren Master Mantak Chia, çok sayıda kitabının yanı sıra, tüm dünyada verdiği seminerler ve atelye çalışmaları ile de bugün Modern Taoculuğun tüm dünyada en popüler ustaları arasında yer alır.
Mantak Chia, Kuzey Tayland’da Chiang Mai yakınlarında Tao Garden isimli bir mini bir köy kurmuştur. Burada tüm dünyadan ve özellikle Batı’dan gelen çok sayıda insan, modern toplumlarda bulamadıkları mutluluğu ve iç huzuru Tao’cu geleneklerde aramaktadır. Tao Garden’de sürekli yaşayan insanların yanı sıra, her yıl değişik dönemlerde açılan kısa dönemli kurslar da büyük ilgi görmektedir.
Ben TAO GARDEN’e ilk adımı attığımda Aralık ayının sonuydu. Bizim kış, oranın ise yaz mevsimiydi diyebilirim.
TAO GARDEN deneyimi benim için; Master Chia ile Fusion ve Kan Li; özgün Nefes Teknikleri, Meditasyon, Chii Kung, Tai Chi egzersizlerinin yanı sıra, tamamen organik ve doğal beslenme ve detoxla da ilk kez tanışma fırsatı olmuştu. Orada geçirdiğim 2 hafta sonunda kendimi ruhsal ve bedensel olarak tıpkı bir bebek gibi hissettiğimi hala anımsıyorum.
Taocu 12 Ölümsüz Bilge…
Tao Garden’de grup çalışmalarımızı yaptığımız birkaç farklı salon vardı. Bunların en büyüğünde ise yer hareketleri yapıyorduk. Binanın gün ışığının her açıdan girmesine olanak verecek şekilde cam kullanılmış, çok hoş bir sekizgen bir mimarisi vardı.
Oldukça yüksek olan tavan ise kubbe şeklinde yapılmıştı. Kubbenin içinde ise çepeçevre, 12 tane bilge adamın yağlıboya resimleri yer alıyordu. Tamamı Çinli olan bu bilgelerin kimi bir Dragonla boğuşuyor, kimi derin düşüncelere dalmış, kimiyse günlük işlerle uğraşıyordu. Her akşam aynı salonda yoga ve meditasyon yaptığımız için, sırtüstü yattığımız anda karşımızda Taocu Bilgelerin resimleri dansediyordu.
Eşeğin Sırtındaki Taocu Bilge..
Ben boş zamanlarımda da; arada sırada, bu salona yalnız olarak meditasyon yapmaya gidiyordum. İşte bunlardan birisinde, yine tavandaki resimlere bakarken, o güne kadar dikkatimden kaçan bir şey gördüm.
Oniki Taocu Bilgeden bir tanesi özellikle ilgimi çekmişti. Digerlerinden farklı olarak bu bilge bir eşeğin üzerinde ters olarak oturuyordu! Uyuklamadığımdan emin olmak için doğrulup tekrar dikaktle baktım. Yanılmıyordum. Oniki bilgeden birisi, tam karşımda, elinde sopası eşeğin üzerinde ters olarak oturuyordu!!!.
Şaka olmalı bu dedim.. Saat gece yarısına yaklaştığı için, etrafta kimsecikler görünmüyordu. Kalkıp 24 saat açık olan kütüphaneye gittim ve orada görevli olarak bulunan Jutta’ya salonun tavanındaki Bilgelerin isimlerini nereden öğrenebileceğimi sordum.
Jutta onların, bazılarının 400 yıldan fazla yaşadığına inanılan Ölümsüz Tao’cu Bilgeler olduğunu ancak tamamının adını bilmediğini söyledi.. Tao’culuğun kadim yazıtlarında bunların isimlerini bulabileceğimi, ama hangi resmin kime ait olduğunu ayırdetmenin neredeyse imkansız olduğunu belirtti. “Bunu bilse bilse Master Chia bilir” diye de ekledi.
Mullah Nasruddin aslında hem Taocu hem de Çin’li miydi yoksa? Yok artık!!
O gece bir sürü kitap karıştırdım ve aralarında Lao-Tzu, Chuang-Tzu, Lieh-Tzu, Sun-Tzu, Yang-Tzu gibi, burada hepsini sayamayacağın bir sürü Çinli Usta üzerinde geniş mutabakat sağlandığını gördüm.
Sadece bir kitapta (yazarından emin değilim ama Eva Wong olabilir) Çin isimlerine benzemeyen bir isimle karşılaştım. O’nun adı da “Mullah Nasruddin” di!!!! Kitaba göre Özbekistan’dan, Afganistan’a; İran’dan Anadolu’ya kadar Asya’nın bir çok ülkesinde birbirinden farklı zaman dilimlerinde ortaya çıkan ve öyküleri dilden dile dolaşan bu kişi de, ölümsüz Tao’cu Ustalar arasında yer alıyordu.
Ertesi gün Master Chia’yı görmek için sabırsızlanıyordum. Sabah dersinden sonra hemen yanına koştum ve salonun tepesindeki 12. Bilge’yi sordum. Sorumu bekliyormuş gibi gülümseyerek yanıtladı.
“Mullah Nasruddin’den bahsediyorsunuz sanırım. Çünkü aralarında Çinli olmayan tek bilge O’dur. Küçük Asya’dan Çin’e kadar ortaya çıkmadığı bölge yok gibidir.”
“Ama Resmi Çinlilerden farksız.!” diye itiraz edecek oldum.
“Biliyorum.” dedi. “Ama dikkat edecek olursanız oradaki bilgelerin hepsi aynı adamın farklı durumlardaki resimleridir. Aslında hiçbiri, o bilgelerin gerçek resmi değildir. Biz sıradan insanla, Taoculuğun ölümsüz bilgelerini özdeşleştirmek istedik sadece.”
Bin yıllık Nasrettin Hocamız’ın da TAO’cu olduğunu öğrenmiştim ya.. Oralara kadar gidip harcadığım zamana, bu kadarı bile değerdi….
Aynı seyahatte içinde yer aldığım 25 kişilik grupta bir tane de Amerikalı Mevlevi vardı. Her yıl Şeb-i Aruz törenleri için, California’dan Konya’ya geldiğini söylediğine şaşırmadım desem yalan olur…
İnsanın asıl aradığı, belki de sadece kendisiydi ve bunun için dünyanın öbür ucuna kadar gitmesine gerek var mıydı acaba? Gitse de bulması olası mıydı?
Damla ve Okyanus Farkındalığı…
TAO GARDEN’den ayrılırken, insanlığın dünya üzerindeki yüzbinlerce yıllık serüveninin kimbilir kaç kez, kaç ayrı yerde kesiştiğini ve tekrar ayrıldığını düşünüyordum.
Bir taraftan bakıyorsunuz hepimiz birbirimizden uzlaşmaz derecede farklı görünüyoruz. Bir başka açıdan bakınca da, hepimizin aslında ne kadar aynı olduğumuza şaşıyorsunuz.
Parçalamak, bölmek isteyenler için ne kadar çok neden varsa; birleştirmek, bütünleştirmek isteyenler için de en az onlarınki kadar neden var.
Hepimiz aynı okyanusa akan farklı dereciklerde yaşıyoruz. Bir taraftan dereler okyanusu besliyor, diger taraftan da okyanus dereleri.
Aslında bir tek yaşam var ve sürekli devinip duruyor…
Bütün mesele bu sonsuz yaşamı sadece bir damlanın mı, yoksa okyanusun farkındalığı ile mi yaşadığımız…